MİSK ÖKÜZÜ
Misk öküzü, misk sığırı olarak da adlandırılan, boynuzlugiller (Bovidae) ailesine ait ve Kuzey Kutup Bölgesi’ne özgü büyük bir toynaklı memelidir. Latince adı Ovibos moschatus olan bu canlıya verilen bilimsel ad, yayılan güçlü misk kokusuna atfen “misk kokulu koyun” anlamına gelir; yerli halkların bazı dillerinde ise “sakallı”, “çirkin geyik” veya “çirkin bizon” gibi adlarla anılmıştır. Misk öküzünün vücudu kalın ve uzun tüylü bir kürkle kaplıdır; bu kürk, soğuk Arktik koşullarında ısıyı korumasına yardımcı olur. Hem erkeklerde hem de dişilerde görülen kavisli boynuzlar bu türün karakteristik özelliklerindendir. Omuz yüksekliği 1,1–1,5 m arasında değişirken, yetişkin erkeklerin vücut uzunluğu 200–250 cm, dişilerin ise 135–200 cm civarındadır. Ağırlıkları genellikle 180–410 kg aralığındadır. Misk öküzleri mevsimden mevsime sürüler hâlinde göç ederler. Yaz aylarında genellikle nehir vadileri ve ıslak otlaklar gibi verimli alanlarda bulunurlar; kış geldiğinde ise derin kar tabakası olmayan ve daha korunaklı bölgelerde zaman geçirirler. Bu hayvanlar otçuldur; otlar, tundra bitkileri, kutup söğütleri, likenler ve yosunlar diyetlerinin önemli bir kısmını oluşturur. Misk öküzü sürülerinin sosyal yapısı, belirgin hiyerarşik davranışlara sahiptir; yaşça büyük ve güçlü bireyler sürü içindeki baskın konumlarını korur. Çiftleşme döneminde erkekler sıklıkla boynuzlarıyla birbirleriyle mücadele ederler. Gebelik süresi yaklaşık 8–9 ay olup genç bireyler doğduktan kısa süre sonra sürüyle birlikte hareket etmeye başlar. Sürü savunması önemli bir davranış biçimidir: örneğin tehdit anında yetişkinler, özellikle erkekler ve dişiler, yavruların etrafında halka oluşturarak yüzleri dışa dönük bir savunma sergilerler. Bu strateji, yırtıcılarla karşılaşıldığında yavruları korur. Misk öküzünün popülasyonu Arktik boyunca hem zamansal hem mekânsal olarak dalgalanmalar gösterir. Tarihsel olarak Avrupa ve Asya’daki bazı popülasyonlar kaybolmuş olsa da bugün dünya genelindeki nüfusunun yaklaşık 80.000–125.000 birey civarında olduğu tahmin edilir. İnsanlar tarafından avlanmasının büyük ölçüde yasaklanmasıyla popülasyonları giderek daha stabil hâle gelmiştir ve Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin Kırmızı Listesi’nde “asgari endişe duyulan tür” olarak değerlendirilir.